Dünya Kadınlar Günü

Yorumlar kapalı

Aslında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olduğunu bilmezdim. Geçen yıl tam bu gün yine nette sörf yaparken öğrenmiştim bu günün anlam ve önemini. Hafızam her ne kadar berbat olsa da geçen yıl bu gün kutlamıştım (Yoksa Kutlamamışmıydım) ya hani Dünya Kadınlar Günü’nü. O geldi aklıma. Gülümsetti.  Bazen bir gülün kokusudur hatırlatan giden sevgiliyi. Bazen de işte böyle enstanteneler. Bu vesile ile rahmetli Ninem, Annem, Kızkardeşlerim ve senin… Dünya kadınlar Günü nü kutluyorum.

Aç kapıyı bezirganbaşı…

Yorum yok

Hiç tükenmez, bitmez, ayrılmaz, sonsuzluğa kadar kenetlenmişliğin hayaliyle mutluyuz daima / diye umarak / emin olduğunu varsayarak / dolayısı ile dikkatsizliğe kapı aralanmış haldelik / yani rahatlığın fazla sessizliğin ardında bekleyen fırtınayı görememenin körlüğü veya sarhoşluğu içinde iken/ işte o halde “biz” diyipde nasılda yanıldığını görmenin dayanılmaz, iç acıtan, yaralayan, kanatan, kıran, dağıtan, parçalayan, söndüren, karartan, üşüten, sersemleten ve daha bir çok tanımlamayı artık kanıksanmışlık bir yaşam biçimi haline getirecek anların birbiriyle kucaklaştığı zamanlara eriştim. Zaman seni alıp götürdü uzaklara. Koptu nazenin inci kolyenin ipi. Dağıldılar taneler birbirinden ötelere.
Niçin sevmeye devam ederiz ? Hala bir umut var mı diye… Peki umudun tükendiği yerde isen. Ve hala seviyorsan ne denir buna.
Bu saçma-sapan satırları da yalnızlığıma gömüyorum. Sükut…

Gecenin içinden…

Yorum yok

istanbul

2005 yılının mayıs ayı..

Sisli Bir gece…

Keşke herkes “Düşünüyorum öyleyse varım” diyen Descartes gibi bir yerlerde sevgiye muhtaç birilerinin olduğunu düşünse.. düşünebilseydi.. Oysa zaman milenyumun ilk yıllarıydı. Herkes de karizmatikleşmenin ve kariyer edinmenin mücadelesi vardı duygulardan ziyade akıl ön planda idi. Mutluluk cüzdanımızdaki kredi kartlarının içinde saklıydı.

Dostluk, Sevgi ve Aşk ? Bunlar imaj devrinin deodarant kokan bayat simitleri idi. Veya kırık cam parçaları gibi değersiz ve tehlikeli nostaljik rüyalar. İnsanlar ömürlerine düşen zaman dilimlerinde yapay tatlandırılıcılı amaçlar peşinde koşarlar ve sonunda son noktaya varamadan kaparlardı gözlerini benzini biten bir otomobil edasıyla…

Devir reklam devriydi be aaabiiii. !  Eskilerin always love sözü şimdilerde always coca-cola olmuş ve midelerdeki yerini almıştı.

Her şeyde kolaylığa kaçılır olmuştu ve bu insanları tembelleştirmişti.

Sevgiliye hitaben yazılan duygulu içten mektupların ve bir demet kırmızı gülün yerini artık alıntılarla zenginleştirilmiş (şekil A) vitamin katkılı e-mailler ve asla koku vermeyecek çiçekli e-kartlar almıştı.

… Ve hayat gittikçe sera domatesi kıvamında sanallaşmıştı.

… Cesarette kalmamıştı. Çünkü insanlar yazgılarından kaçar olmuşlardı. Damarlarımızdaki asil kan ise nikotinli dumanların sisli havası içinde kurşuni renkte akan bir ırmağa dönüşmüştü.

Yazacak çok şeyde kalmamıştı aslında. O güzel insanlar o güzel atlarına binip gitmişlerdi. Gönüller ise çoktan parsellenmişti 1-2 porsiyon hamburger ve kola karşılığında.

Ve bütün bu küresel ısınmalar içinde kendi öz sıcaklığını yitirmemenin mücadelesini veren ve gerçek sevgiyi arayan ütopik bir genç , sağ elinin parmaklarında tuttuğu lacivert renkli kurşun kalemini, diğer bir ifade ile Star Wars tan sipariş ettiği ışın kılıcının 40 wattlık parıltısında buluyordu özlemlerini geçmişini ve kendini….

… Ve sen bir boşluk nakşı olarak baş ucumda duran sürekli gece…

… Ve ben yıkılmış duvarların altında bir gece yatısı sana bir masal…

Sayfa 1 - 212